Anasayfa
Duzgun TOSUN
Dersim 38, Seyit Rıza VE Dersim Konferasi
   Düzgün TOSUN
Ferhat TUNC Dersim 38’le Yüzleşmek…
   Ferhat TUNC
Haydar ISIK
SOYKIRIM
   Haydar ISIK
Ibrahim Güney Parlamentoyê Avrupa de Konferansê Dersîm 38
   Kamer SÖYLEMEZ
Cemil Bayik En çok satan yalan...
   Bese Şimal
 Ana Sayfa  Foto Galeri   Profilim  Müzik Dinle  Üye Çıkış  Admin
  MENÜ

  Ana Sayfa
  Üye Kayidi
  Üye Hesabi
  Ziyaretci Defteri
  Müzik Dinle
  Video Izle
  Siirler
  Türkü Sözleri
  Fikralar
  Foto Galari
  Etkinlikler
  Haberler
  Haber Gönder
  Haber Arsivi
  Forum
  Zindan
  Köse Yazilari
  Okur Yazilari
  Kültür Sanat
  Kadin
  Bizi Önerin
  Iletisim
  Sitede Ara
  Dersimin Adi
  Dersim Cografyasi
  Dersim Isyani
  Efsaneler
  Seyit Riza
 
Su Anda Izlediginiz Kanal::
Su Anda Izlediginiz Kanal:

<a href=''>Play Su Anda Izlediginiz Kanal:</a>

  Basin & Yayin
Basın - Yayın


MKP (69 nolu Aciklama):Kürt Ulusal Hareketini Selamlıyoruz!
 
Yazar Parastin Tarih: Salı, 19. Ağustos 2008

Mazlum Kürt ulusu; ulusun işçileri, köylüleri, tüm ezilen halkı ve PKK’li Dostlar;

Öncelikle, 15 Ağustos atılımının 24. yıl dönüm kutlaması vesilesiyle; PKK ve çilekeş mazlum Kürt ulusunu ve yürüttüğü ulusal devrimci savaşı; içten başarı duygularımız ve devrimci coşkumuzla selamlıyoruz.



Yürütmüş olduğu ulusal kurtuluş mücadelesinin en anlamlı ve ağır bedelleri olan, onlarca bini bulan kahraman şehitlerini saygıyla anıyor, selamlıyoruz.

Aynı vesileyle, tüm ezilen yoksul dünya halkları ve mazlum uluslarını selamlıyor, bağımsızlık, halk demokrasisi, sosyalizm ve yüce komünizm yürüyüşünde düşenleri saygıyla anıyoruz.

Dostlar;
Türk hakim sınıfları tarafından, tarihte ender rastlanır bir barbarlık örneğiyle milli zulüm altında tutulup, inkar-imha politikalarıyla yok sayılmaya ve adeta yok edilmeye çalışılan Kürt ulusu; gerek tarihteki ulusal isyanlarıyla ve gerekse de yakın tarihimizin en çetin ve kanlı mücadelelerine tanıklık eden ulusal diriliş kalkışmasıyla; ulusal birlik ve kararlılığını tüm dünyaya kanıtlamış durumdadır. Bununla kalmamış, aynı zamanda inkarcı-imhacı ve ırkçı-şoven Türk hakim sınıflarına da realitesini kabul ettirmiştir.

Kuşkusuz ki, “görmek istemeyen kör” cinsine varlığını kabul ettirme başarısı, hasbelkader ve kolay sağlanmış bir başarı değildir. Bilakis söz konusu başarı; büyük bedeller, büyük emekler, fedakarlıklar ve büyük acılarla örülmüştür-örüldüğü alenen ortadadır. Zor olduğu kadar; sağlamış olduğu gelişmeler düzeyinde güçlü bir başarı olduğu isabetle söylenmelidir.

Bu başarı ve diğer kazanımların temelinde; 15 Ağustos 1984 gerilla savaşı atılımıyla başlayan süreç ya da gelişmenin tayin edici derecede önemli olduğu kesindir.

Bir taraftan jenosit-etnosit politikaları, diğer taraftan bunlar eşliğinde yürütülen ağır asimilasyon uygulamalarıyla adeta ölüm külleri arasına gömülen bir ulusun, yeniden filizlenen ulusal bilinç ve ulusal dirilişin yeşerip büyümesinin başlama tarihidir 15 Ağustos atılımı.

İmha ve inkara dayalı savaş konseptleri ve entrikaya dayalı sinsi politikalarla adeta yok edilmek istenen Kürt ulusunun, her türlü zulme rağmen, inatla köklerine sarılıp ayağa doğrulmasının ve ulusal kimliğine sahip çıkmasının en çıplak ifadesidir 15 Ağustos atılımı.

Öte yandan, heval AGİT kimliğinde kahramanlaşan Mahsum KORKMAZ’ın hücumuyla başlayan bu damarı takip eden binlerce yoksul Kürt yurtseverinin kanı ve Mazlum DOĞAN’ların, Kemal PİR’lerin, Zilan ve Beritan’ların ve daha binlerce şehidin feda ruhunun bu başarının temelinde yattığı, unutulmadan görülmesi gerekendir .

Yine, Kürt Ulusal Hareketinin önderi Abdullah ÖCALAN’ın hareketin gelişmesi ve ulusal bilincin yaratılmasında önemli rol oynadığı, tabi ki inkar edilemez. “Tarihte bireyin rolü” inkar edilemeyeceği gibi, tarihi yazan en gerçek kahramanın devrimci halk kitleleri olduğu asla unutulamaz.

Farkındayız, bu başarının anlamını en iyi bilenler, kuşkusuz ki, onun yaratıcı objeleri olan PKK ve onun şahsında, işçisi-köylüsü ve devrimcisi-aydınıyla (yalnız bir avuç hain hariç) tüm mazlum Kürt ulusudur. Ve tabi ki, kendi kaderi hakkında tek ve son sözü söyleme hakkı da Kürt ulusunun kendi bağımsız iradesine aittir. İsterse bu irade yanlış yönde kullanılmış olsun, eleştiri hakkının kullanılması dışında; hiçbir gerekçe ve engel bunun önüne çıkarılamaz, meşru görülemez ve bundan daha güçlü olamaz.

Ulusun kendi kaderi hakkında vereceği kararda, onun öz-bağımsız iradesinden daha üst bir şey olamayacağı doğruyken; bu, ulus iradesinin her durumda doğru tercihte bulunduğu-bulunacağı anlamına da gelmez. Bu bakımdan bilimsel bir çizgi ve bu çizgi temelinde doğru bir önderlik vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak şarttır.

Komünistler için; ulus iradesinin tanınması, kayıtsız-şartsız kabul edilmesi gereken bir ilkeyken; bu hakkını hangi yönde vb. kullandığına bağlı olarak, bu hakkın kullanılış biçiminin somut olarak desteklenip desteklenmemesi ise ayrı bir meseledir. Tanımak kayıtsız-şartsız ve tartışmasız; desteklemek ise şartlı ve tartışmalıdır. Yeri gelmişken, devrimci Kürt ulusal hareketini eleştiri hakkımızı kullanmakla birlikte, desteklediğimizi de tekrar edelim. Günümüz dünya ulusal kurtuluş hareketleri içinde en devrimci olanının, PKK önderliğinde yürütülen Kürt ulusal hareketi olduğunu da belirtelim.

Bilindiği gibi; ulusal kurtuluş mücadelesi, tamamen haklı ve meşru bir davadır. Ancak, her ulusal hareketin devrimci olduğu söylenemez. Özünde haklı olan bu mücadele, hareket şahsında özünden saptırılarak demokratik muhtevasından uzaklaştırılıp reformist potaya çekildiği ve emperyalizmle kol kola girip gerici pozisyon aldığı; günümüz dünya ulusal hareketleri somutunda sıklıkla görülmektedir. Bunların ilerici olanını destekler, gerici olanını desteklemeyiz. Demokratik muhtevayı destekleriz, reformist çizgi yanını desteklemeyiz.

Bunun da ötesinde, devrimci duruşunu esasta koruyan ulusal hareketler, sınıf hareketi olmayıp ulusal hareket olma mentalitelerine bağlı olarak, çizgilerinde ideolojik kırılma taşırlar. Buna bağlı olarak, bir çok hatası da kaçınılmaz olarak gündeme gelir. Bu durumda devrimci yanını destekler, hatalarını eleştiririz. Hatalar, ideolojik dokudan beslendiği gibi, aynı zamanda “iş yapmanın” doğal ve kaçınılmaz sonuçları olarak da gündeme gelirler. Hataların düzeltilmesi için, eleştiri büyük bir silah olarak öngörülüp kabul edilmelidir. Mücadele yatağının bir bakıma hataların anası olduğu ve hiçbir mücadelenin bundan muaf olmadığı, olamayacağı bir gerçektir.

Kürt ulusu ve onun bağımsızlık sorunu ile mücadelesi karşısında taşıdığı görev ve sorumluluklarını, özellikle pratik sahada yerine getirememiş olmanın bilincinde olan Maoist Komünist Partisi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki azınlık sorunlarına kayıtsız olmadığı gibi, Kürt ulusal sorununa asla kayıtsız değildir.

Uluslararası proletaryanın Türkiye-Kuzey Kürdistan parcasi olan Partimizin kurucusu Maoist Komünist önder İbrahim KAYPAKKAYA, ulusal sorunda da yetkin kavrayışın temsilcisi olarak; ülkemiz devrimci hareketini de kuşatarak Türk hakim sınıfları resmi ideolojisinin sınırlarını aşamayan şoven- sosyal şoven anlayış ve yaklaşımlarla adeta tabu haline getirilen Kürt ulusal sorununu, ilk olarak bu denli derinlikli ve gerçekçi bir şekilde tahlil edip, devrimci yaklaşım ve çözümle ortaya koymuştur. KAYPAKKAYA; Türk milliyetçiliğinin etkisinde olup onu alkışlayan ve milli zulüm şampiyonluğuna soyunan bilumum burjuva milliyetçi şoven anlayışlara neşter vurup toz-buz ederken;Türk hakim sınıflarının ırkçı-şoven-faşist politikalarını ve Kürt ulusu üzerindeki milli baskı ve zulmünü teşhir ederek tam bir çığır açmıştır. Kuşkusuz ki bu çığırın bir yanı da ulusal sorun tahlilinde, Kürt ulusal sorununda gerçek çözümün nereden geçeceğine dair ortaya koyduğu sınıf bakış açısı perspektifli devrimci çözüm ve gerçek kurtuluş yoluna tuttuğu ışıktır.

KAYPAKKAYA yoldaşın; ülkemiz devrimci hareketini sarmalayan egemen ulus milliyetçiliği ve şoven-sosyal şoven atmosferin kuşatmasında adeta tabu haline getirilmiş olan Kürt ulusal sorununa; bütün gerici kabuğu kırıp Türk hakim sınıflarının milli zulmüne tavır alarak teşhir etmesi ve Kürt ulusal sorununu ilk kez bu denli devrimci ve derinlikli tahlillerle ortaya koyması oldukça anlamlı ve değerlidir.

Partimiz, devrimci sorumluluk ve görev bilinciyle, tüm dostlarının olumluluk ve olumsuzlukları karşısında kendisini sorumlu tutar ve görev edinir. Bu bağlamda, dostluk ve dayanışma zeminini esas almak kaydıyla; tamamen dostlarının hatalarını düzeltmek maksadıyla, yapıcı devrimci eleştirilerini yürütmeyi de görev bilerek ihmal etmez. Bunu ihtiyaç ve gereklilik görür. Bundandır ki, Kürt ulusal kurtuluş hareketinin tüm demokratik muhtevasını desteklediğini beyan ederken, hatalarının eleştirisini de devrimci ölçüler içinde yürütmeyi esirgememiştir-esirgemeyecektir de.

Türkiye-Kuzey Kürdistan devlet sınırları içinde, millet ve milliyetler meselesini; “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı” , “Bütün uluslara tam hak eşitliği” ve “Bütün uluslardan iscilerin ve ezilen halkların birliği” temel ilkeleri ışığında; geniş demokratik bölgesel özerklik ve yerel kendi kendini yönetim sistemiyle çözme prensiplerini benimseyen ve bunu sınıf orijinli Yeni Demokratik Devrim Programı temelinde ele alarak, Halk Savaşı perspektifiyle yürüttüğü Köylü Gerilla Savaşı’nda önemli bedeller ödeyen Maoist Komünist Partisi; yürüttüğünüz savaşı, ödediğiniz bedelleri, büyüttüğünüz fedakarlık ve emeği, besleyip büyüttüğünüz acı ve başarıları anlama yeteneğindedir.
Tekrar etmeliyiz ki, Kürt ulusal devrimci hareketinin önderliğini yapan PKK’nin ideolojik-politik stratejik çizgisine karşı kayıtsız kalamayız. Her ne kadar aktüel taktik savaş çizgisi son derece başarılı ve taktire değerse de “Demokratik Konfedaralizm” projesine bağlı olarak esasta barışçıl “siyasi çözüm” stratejisini temel alıp, devrimci savaşı taktik derekesinde ele alması, ideolojik-stratejik yönelim çizgisinin zayıflığını göstermektedir.

Emperyalist paylaşım ve pazarlık masalarında Kürt ulusunun topraklarıyla birlikte tarih boyunca defalarca parçalanıp dağıtılarak iradesinin çiğnenip yok sayıldığı, kıyımlar ve her türlü zulümle büyük acılara boğulduğu; bunlar eşliğinde Kürt ulusal isyanlarının da tarih boyunca eksilmediği bilinmektedir.

Ulusal inkar ve imha stratejisine dayalı olarak, aynı oyunlar günümüzde de Kürt ulusunun mevcut realitesi üzerinde, başını ABD’nin çektiği aynı karakterdeki güçler tarafından yürütülmektedir. Ancak bu kez, karşıt ayağı olan Kürt ulusal hareketi, eski önderlikler gibi geri değil, çok daha ileri ve devrimcidir.

PKK önderliğinde yürütülen Kürt ulusal hareketinin önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla ve kendi hukuklarını da çiğneme pahasına gayri ahlaki bir şekilde TC devletine teslim edilmesinin altında, ulusal hareketin tasfiye edilmesi emelinin olduğu açıktır. Kürt ulusal hareketine karşı; çeşitli savaş konseptleri ve stratejik anlaşmalar geliştirilerek, Kürt ulusuna yönelik imha ve inkar saldırılarının tırmandığı, “sınır ötesi operasyon” saldırısındaki hukuk tanımaz anlaşmalar ve bu hukuksuzluğun başka bir örneği olarak Abdullah Öcalan’ın, yoğun tecrit işkencesinin yanı sıra hiçbir etiğe sığmayan şekilde kimyasal zehirler verilmesi gibi komplolara maruz kalmış olmasındaki örnekler; emperyalistlerin ve TC devletinin Kürt sorununa yaklaşımını yeterince açıklamaktadır.

PKK’nin örgütsel-savaş gücü ve genel Kürt kimliği içindeki etkisi itibariyle, emperyalizmin dünyayı yeni ihtiyaçları ve stratejik çıkarları ekseninde dizayn etme projesinin önemli ayağı olan Ortadoğu projesi ve bu kapsamda özellikle Türkiye-Kuzey Kürdistan, Irak, Iran ve Suriye politikalarında hesaba katmak zorunda kaldığı bir güç olduğu doğrudur. PKK’nin bu konum ve gücünü, çeşitli düzeylerde diplomasi alanında kullandığı da anlaşılmaktadır. Ne var ki PKK, bu uluslararası tekelci güçlerin PKK’yi silahlı savaş çizgisinde bir güç olarak asla hazmedemeyeceklerini iyi kavramak durumundadır.

Her ne kadar belli bir bölgede güncel taktik politikalarda bir çakışmanın olduğu algılansa da(bu açıdan zımni bir anlaşmadan bahsedilse de) bu, salt geçici-yanılgılı bir görüngü ve hem de stratejik politika ve çıkarlar açısından özünde çatışan niteliktedir.

Bugün PKK şahsında Kürt ulusuna karşı amansızca geliştirilen gerici haksız savaş ve imha konseptleriyle topyekun saldırılar tırmanırken, öte yandan ağır tecrit işkencesi koşullarında tutulan ulusal hareketin önderi Abdullah Öcalan, hiçbir etiğe sığmayacak şekilde zehirli kimyasallar verilmesi suretiyle yeni kirli komplolara muhatap olmakta ve onur kırıcı, rencide edici ve insanlık dışı muamelelere maruz tutulmaktadır. Kürt ulusu koyu bir milli zulüm altındadır.

Bütün bunlar emperyalizmden bağımsız, salt faşist Türk devletinin bağımsız-başına buyruk saldırıları değildir. Emperyalist burjuvazi ve kimi bölge devletlerinin gerici faşist iktidarları, Kürt ulusu üzerinde estirilen ırkçı faşist saldırılarda TC’nin en büyük destekçileri ve besleyenleridir. “Sınır ötesi operasyon” saldırısında Türk hakim sınıflarının ABD emperyalizminden icazet aldığı saklı bir sır değildir. Yine Irak merkezi hükümetinin ve bölge Kürt yerel yönetiminin saldırıya onay vererek ortak oldukları, İran devletinin TC ile stratejik güvenlik ortaklığı ve Kürt ulusal hareketi güçlerine saldırısı açıkça ortadadır.

Ancak Kürt ulusunun acımasız milli zulüm ve baskı altında olduğu ne kadar kesinse, bu zulme başkaldırısı da o kadar net ve kesindir. O halde, doğru ideoloji temelinde doğru bir strateji ve bunun yörüngesinde doğru örgütsel-taktik siyasetle kurtuluşunu sağlaması son derece mümkündür.

Bütün bunlar da somut olarak göstermektedir ki, TC devleti, Kürt ulusuna imha ve inkara dayalı yok etme stratejisinden başka bir şeyi reva görmeyerek, savaşı dayatmaktadır. Bunun karşısında, Kürt ulusu da ulusal kimlik ve ulus olmanın getirdiği tüm meşru haklarını ısrarla savunup, haklı devrimci savaşını yükselterek tam ulusal hürriyet ve ulusal geleceğini kazanma yolunu izlemek durumundadır. Kürt ulusal hareketi, silahlı devrimci savaşını yükseltip, gerçek kurtuluşunun bundan geçtiğini görmek durumundadır. Demokratik çözüm taleplerinin nesnel gerçeğe uymadığını kabul ederek, temel stratejisini; faşist devlet ve mevcut toplumsal sistem karakterinin realitesine uygun olarak, silahlı devrimci zor esasına oturtmalıdır. Diğer ihtimal ve arayışların, gerici-faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğü toplumsal koşullarda yanılgılı olduğu-olacağı açıktır.

Sonuç olarak; Kürt ulusuna uygulanan her türlü vahşeti, sınıf kini ve nefretimizle lanetlerken; PKK’nin bu saldırılara karşı yükselttiği haklı mücadelesini ve özellikle Oramar baskını ve faşist Kemalist Türk devletinin sınır ötesi saldırısına karşı kararlı-güçlü direnişlerle, faşist Kemalist Türk ordusunun zar-zor kaçma fırsatı bulup, burnu sürtülerek kepaze olmasını sağlayan, 15 Ağustos ruhunu diri olarak temsil eden dinamikler ve benzerleriyle yükselen silahlı devrimci direnişini selamlayarak, Kürt ulusunun ve haklı mücadelesinin yanında olduğumuzu beyan ederiz.

15 Ağustos atılımını bir kez daha devrimci coşkumuzla selamlarken, haklı ve onurlu mücadelede başarılar dileriz.

*YAŞASIN 15 AĞUSTOS DEVRİMCİ ATILIM RUHU VE DİRİLİŞİ!
* YAŞASIN BÜTÜN MİLLET VE MİLLİYETLERDEN HALKLARIN BİRLİĞİ VE KARDEŞLİĞİ!
*KAHROLSUN MİLLİ ZULÜM VE BASKI!
*YAŞASIN MAZLUM ULUS VE HALKLARIN KURTULUŞ MÜCADELESİ!
*YAŞASIN HALK SAVAŞI!
*YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM-MAOİZM!


Maoist Komünist Partisi
Merkez Komitesi-Siyasi Bürosu

Agustos 2008

MKP (69 nolu Aciklama):Kürt Ulusal Hareketini Selamlıyoruz!

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.


Kontak : webmaster@munzurum.com
www.dersimhaber.net


Makaleler yazarın/yazarların fikri mülkiyetidir,
başka her şey © 2004 - 2008 by Dersim Haber Munzur Haber www.munzur.org ( rojamunzur.com ) ( Munzurum.Com ) ( www.dersimhaber.net www.dersimhaber.net ) ( www.munzurhaber.org ) ( DERSIM ) ( MUNZUR ) ( KALAN ) ( MAMIKE ) Ovacık, Hozat, Nazimiye, Mazgirt, Pulumur, Pertek, Cemisgezek,

Sayfa Üretimi 0.0947 Saniyede, 12 Veritabanı Sorgusuyla