Dersimin Demenan Asiretinden 83 Yasindaki Emine Ana ile Soylesi
Yazar ÖZCAN BOZOĞLU
Cumartesi, 05 Nisan 2008
2001 yılında PKK’ye yardım ve yataklık ettiği iddiasıyla 2 bayan itirafçının ifadeleri üzerine aynı köyde yaşayan 83 yaşındaki Emine Kıyançiçek, Fatma Sevür (75), Yemiş Altunbaş (68), Güllü Çelik (68), ve 65 yaşındaki Ali Hıdır gözaltına alınmıştı. Beş yaşlı köylü sevkedildikleri Malatya 1 No’lu DGM’deki yargılama sonunda PKK’ye yardım ve yataklık etmek suçundan 3 yıl 9’ar ay hapis cesasına çarptırıldılar. 2 yıl 6 ay cezaevinde yattıktan sonra Ağustos 2003’te şartlı tahliye edildi.
Türkiye tarihinde ilk olarak Kürtçe tercüman, Emine Kıyançiçek’in 2001 yılında Askeri Yargıtay’da yargılanması sırasında ifadesinin alınması için kullanıldı.
Kimlikte 1924 doğumlu olan Emine Kıyançiçek yaşının aslında bir kaç yıl daha büyük olduğunu söyledi. 1938 Dersim İsyanı’nı da yaşayan Emine Ana, yaşadığı sürgün hayatını ve isyan süresinde ve sonrasında insanların nasıl kırımdan geçirildiğini kendisiyle Yeni Özgür Politika adına yaptığımız sohbet boyunca anlattı.
Yaşlı bir Ana olmasına rağmen gecirdigi günleri halen yasıyormus gibi kendi Zazaki dilinde ve hapis döneminde ögrendigi çat-pat Türkçe´siyle dile getirdi. Haklı olarak bizim neden Kürtce’yi ve Zazaca´yi daha iyi bilmedigimizi de elestirmekte. Kızması bir tarafa, ağzında her cıkan her kelimenin onun ne kadar mücadeleci oldugunu, mücadele icerisinde cektiklerini ve sürgünlerde yasadıklarını dolaysız bir sekilde ifadesi ettigini anlıyor, hissediyorduk. Emine Ana’nın oğlunun Zazaca’dan Türkçe’ye tercümanlıkta yardımlarıyla asağıda bir bolumunu sunduğumuz söyleşi çıktı ortaya.
* Bu sıralar bölgedeki durumlar nasıl?
Korucu sisteminin ve vurucu timlerin son dönemde fonksiyonları çok. Gelişen oluşuma [PKK’nin ateşkes çagrılarına] karşı diğer tarafın cevap vermemesinden dolayı daha çok gençlere yazık oluyor. Çift taraflı çalışanların, yani korucu sistemden yararlananların rolleri de önemli. Bizimkilerin yaptığı ateşkes süreci, barış süreci olsun suya gitti. Birlikte ve kardeşçe yaşama umutlarımızı, bu uğurda emeklerimizi su götürdü. Çünkü karşı taraf sürece cevap vermedi. Örgüt dağılmamalıydı. Gerek Demirel gerek Çiller bir otun nasıl kökü kurutulursa bizim köklerimizi de öyle kurutmaya çalıştılar.
*Geriye dönüşler oluyor.Bu dönüşlerde devlet size yardim ellini uzatıyor mu?
Halk sürgün edildi sürgün yaşadı. Türkiye icine, metropollere, Avrupa´ya ve dünyanın degişik ülkelerine…Geriye dönüşler yaşanıyor. Bu geriye dönüşe devletin destek vermesi gerek. Hatta benim torunum Aydın´da geldi ama muhtar onun kayıtını yaptırmadı. Bize hic bir yardım elli uzanmadı. Cıkan yasa sadece kagıt üzerinde cıktı ve kagıt üzerinde kaldı. Pratikte hic bir şey yapılmadı.
*Dersim İsyanı sırasında yaşadıklarınızı anlatır mısınız?
Dersim´de ilk kurulan askeri karakolların haksızlıkları oldu. Karakol köylülere baskı ve baskın yapıyordu. O dönem ben 13-14 yaşlarındaydım. İlk olarak Tülük karakolu basıldı. Çünkü ordaki askerler kadınlara tecavüz etmişlerdi. Annem, babam ve kardeşim vuruldu, ben cesetler altında kaldığım için kurtuldum. Babam da cephede savaşıyordu. Zaten babamın vurulmasıyla Dersim İsyanı da son buldu. Babamın adı Qeme Ciwekes’tir. Dersim’in kahramanlarından biriydi. Dedem de Çanakkale cezaevinde öldü.
80 binin üzerinde insan katledildi. Sadece babamların köyünde
tümden öldürülen 12 aile vardı. Biz aynı aşiretin insanlarıydık “DEMENAN” aşireti olarak. Parmakla sayılabilecek kadar insan, benim gibi cesetlerin altında kalarak kurtuldu. Devletle işbirliği yapan aşiretlere birşey olmadı ve katliamı yaşamadılar. Direnenleri ise, kadın, çocuk yaşlı, demeden öldürdüler. Aşiret reisleri idam edildi. Evler yakıldı. İnsanları geceleri topladılar. Marçık, Harçık, Laç derelerine atıp öldürdüler. Devlete teslim olanları da öldürdüler ve cesetlerini yaktılar..
Halk kırımdan geçirildikten sonra da sürgün başladı. Aç kaldık, susuz kaldık, yaralarımıza kurtlar girdi…
Beni babamin sadıcının yanina verdiler. Babaligim olur. 7 yıl ´SURANPAQ´inda sürgün yasadim. İlk esimle bir aylik evliydim. Askerler ilk esimi vurdu öldürdüler. Daha sonra ikinci evliligimi yaptım. Kırımdan sonra oldu bu evliligim. Esim´de o zaman 7 kursun yarasiyla kurtuldu. 7 cocugum var. İlk oğlan cocugumu sürgünde doğdu. Yedi yıl sürgünden sonra köyüme dönebildim.
Şimdi ikinci bir sürgünü yasıyoruz. İkinci bir katliam. Ama artık dava sadece bir Dersim değildir. Artik bir Kürt meselesi, kimlik meselesi, ölüm kalim meselesidir.
*Peki siz bu yaşınızla 2001 yılında neden tutuklandınız?
Bizim çocuklara ekmek veriyorduk, şeker veriyorduk, sigara veriyorduk, elbise veriyorduk. Suçumuz buydu, başka da bir suçumuz yok. İki kişi teslim olmuş, ismimizi vermişler, ekmek verdik diye.
O zaman Yargıtay 9. Daire Başkanı “davanızdan vazgeçerseniz, yardım ve yataklık yapmazsanız sizi içeri atmam” dedi. Biz de “davamızdan vazgeçmeyeceğiz, biz suç işlemedik. Yine gidip köyümüzde yaşayacağız. Yine ekmeğimizi, suyumuzu ve şekerimizi vereceğiz” dedikten sonra, bize 3 yıl 9 ay ceza verdi.
*“Nineler çetesi” ismini bundan dolayı mı söylediler?
Evet, biz yaşlılar bunları yaptığımız için bu ismi takmışlar.
*Cezaevinde neler yaşadınız?
Cezaevinde siyasi koğuşta kalıyorduk. Siyasi olduğumuz ve yaşlı olduğumuz için tutuklular tarafından bize çok değer veriliyordu.
Bir gün Elazığ’a hastaneye kontrole götürdüler. Ben şeker hastasıyım, sıcak havalarda su içmem gerekiyor. Askerler yolda durdular. Su içip, elini-yüzünü yıkadılar. Ben kaç kere su istedim ama bana vermediler. Elazığ cezaevine ulaştığımızda, askerlerin komutanı bir bardak su bana verdi. Ben de almadım. Dedim ki, “yolda sabahtan beri sizden su istiyorum vermediniz, şimdi cezaevine gelmişim, burda mı su içeceğim” dedim.
Yine hastanede koridorda yürürken, bir kadın gardiyan beni itti. Düşecektim. Bir genç tuttu beni. Cezaevine gittikten sonra, olayı dilimi bilen bir tutukluya anlattım. O da bana yapılan hakaretten dolayı, gardiyanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.
*Peki bu cezalar düşünceni değiştirebildi mi?
Bizim beynimizi değiştiremediler,değiştiremezlerde değiştirmeye güçleri yetmez, değişmemiz mümkün değil. 38´i yaşadık o kadar insan soykırım yaşadı ve idam edildi. O rahatı şimdiki gençlerimizin ölümü daha zor. İçimiz de kan gidiyor ama bir şey yapamıyoruz. Kendi göz yaşlarımızı içimize attık.
ÖZCAN BOZOĞLU
Not; gundekomiran.com sitesinden alinmistir














































